Bu Blogda Ara

31 Ekim 2016 Pazartesi

BİR KADININ SORULARI (BÖLÜM 3)

Yürüyorum, amaçsızca, umutsuzca...Daha ne kadar kaçabilirim sorunlarımdan, sorularımdan? İçimdeki bu ağırlık, bu boşluk niye? Beş yaşıma dönmek istiyorum. Çilek desenli kilotlu çorabımla, beyaz jilemi giyip sokaklarda hoplamak, zıplamak, oynamak istiyorum... Hayatıma bir anlam, bir amaç yüklemeye ihtiyacımın olmadığı o günlere hapsolmak istiyorum. Geçen onca sene, onca sıkıntı, onca çaresizlik, onca geride kalış hiç yaşanmamış olsa... Hiç büyümemiş olsam, ya da hiç doğmamış olsam...

Yürüyorum... Hava soğuk, ellerim cebimde, başım gökyüzünde... Cevap arıyorum tüm sorularıma... Yürümek güzel, üşümek de öyle... Etrafında kimsenin olmaması da... Belki de en güzeli bu. Belki de dinlemekten, anlatmaktan çok daha fazlasına ihtiyacım var benim... Bu yüzden yalnız kalmalıyım belki... 

Neden? Neden yaşıyorum? Neden yürüyorum? Nereye varabilirim ki? Çıkış, son neresi? Yürüyorum... Kilometrelerce, saatlerce, günlerce yürüyebilirmişim gibi hissediyorum. Peki ya sonra, ya bir gün yürüyecek gücü bulamayınca kendimde, o zaman ne olacak?

Beş yaşıma dönmek, o kadından hesap sormak, terkedilmenin acısını çıkarmak... İlk gençlik hayallerimdi bunlar benim... Yıllarca iğrendim annemden. Beni, Kağanı, babamı çaresiz bırakıp, terk edip gittiği için... Hem de ortada bir sebep yokken, her şey yolundayken... 

Bizden, öğrencilerinden, hayallerinden, babamdan, köpeğimiz Talu'dan nasıl bu kadar kolay vazgeçebildi? Hayatından, nefesinden nasıl vazgeçebildi? Herkese yetebiliyordu da kendine yetemedi mi? Herkesi mutlu edebiliyordu da kendini edemedi mi? Herkesi seviyordu da kendini sevemedi mi? Neden vazgeçti her şeyden? Neden? Neden? Anlayamıyordum...

Artık anlıyorum. Belki de büyüdüğümdendir. Aynı soruları ben de soruyorum kendime... Ne demişti mektubunda? Nasıl savaşabilir ki insan ölümle? Nasıl karşı koyabilir? Ne zor sorular sormuş kendine... Ben de anneme benziyorum gitgide. Benzer soruları sorar oldum. Neden yaşıyor, nereye gidiyorum? Öleceğimi bile bile neden katlanıyorum bu olana bitene?

Yürüyorum... Bacaklarım uyuşmaya başladı, gözlerim yanıyor? Kafamda sorular... Beynim allak bullak... Cevapları olmayan sorular ne işe yarar... Arıyorum? Her tanıştığım insana soruyorum annemin sorularını? Cevapsız kalıyor hep... Kimse bilmiyor neden çabaladığını, boğulmamak için neden böyle çok çırpındığını? Nereye gittiğini, nereye varacağını, sonunda ne olacağını bilmiyor insanlar. Sadece yaşıyorlar, öylesine yaşıyorlar... 

Peki ben de onlar gibi olabilir miyim? Boşverebilir miyim bütün sorularımı? Amaçsızca devam edebilir miyim hayatıma... Belki de birazdan öleceğimi bile bile su içebilir miyim, yemek yiyebilir miyim? Aşık olabilir miyim bir ölümlüye? Her gün biraz daha ölmesi için bebekler doğurabilir miyim?

Annem yapamadı, direnemedi, vazgeçti... Peki ya ben? 

Ölmek nasıl bir şey acaba? Zor mu? Ağır mı? Acı çekiyor mu insan? Çektiği acıya değiyor mu? Tüm sorularım son bulacak mı ölürsem, başımın ağrısı, boğazımdaki düğüm, kalbimin sıkışması geçecek mi? Ölmek nasıl bir şey? Nazik olabilir mi ölümün sesi? Şefkat dağıtabilir mi misafirlerine?

Yok olmak garip şey doğrusu... Sanki hiç var olmamışsın gibi olacak, önce soruların çürüyecek, sonra bedenin, sonra anıların ... Sonra seni hatırlayan üç beş insan da gidecek yok oluşa ve o zaman tamamen silineceksin yeryüzünden..Hiç yaşamamış gibi olacaksın... Yine doğacak insanlar, yine ölecek, toprak olacak... Sonsuz bir döngü bu... Ve alabildiğine anlamsız... Saatler hep aleyhime işlerken, devam edemiyorum öylesine yaşamaya...

Tutunacak bir sebebim olsa... Evlatları bile yetmedi anneme... Bana ne yetecek, ben neye tıtunacağım? Böylesine ciddiyetsiz buluyorken yaşamı, insanların hırslarının köpeği oluşunu her gün, her gün nasıl seyredeceğim? Nasıl tanık olacağım savaşlara, çocukların ölümünü nasıl kabulleneceğim?

Yaşamak için fazla kötü, fazla nankör bir dünyada değil miyiz? Ve üstelik bir gün her şey bitecek... Neden daha fazla sıkıntıya,kavgaya, acıya tanık olayım öyleyse? Neden direneyim? Niye savaşayım..

Yolun sonuna geldim... Annemin hayatına son verdiği, babamın kendini suçlu ilan ettiği, kardeşimin çıkmazlara savrulduğu, benim çocuk olduğum o yerdeyim şimdi. Gece, soğuk, dalgalar... Hepsi içime içime işliyor. Kendimi bırakırsam her şey bitecekmiş gibi geliyor. Annem ne cesur kadınmış. Kolay değil karar vermek. Kolay değil ölebilmek...

Açtı kanatlarını Berrak... Derin bir nefes aldı, derinlere daldı... Annesinin yaşamından vazgeçtiği yerdeydi şimdi... Belki de ona bunca benzeyişine gülümsedi... Yirmilerinin başında, dalgalı saçları beline uzanan, güzel, akıllı, başarılı bir kadındı Berrak... Çok soru sorardı. Bitmez tükenmez soruları vardı annesinden miras kalan. Nefesini verdi annesinin adıyla... Vedaya hazırlandı...

_Berrak, yalvarırım dur!

Tanımadığı bir ses, tanıdığı bir ismi çağırıyordu. Adını söylüyordu yabancı zar zor duyulabilecek fısıltıyla... Önce irkildi Berrak, sonra önemsemedi... Gözlerini kapattı. Tamamıyla hazırdı...Ve daha kuvvetli titredi ses...

_Sorularına cevap verebilirim lütfen yapma... Yalvarırım...

Berrak donakaldı... Bedenine hükmedemiyordu. Gözlerinden yaşlar süzüldü...Zar zor oynatabildi dudaklarını... 

_Bu... mümkün mü gerçekten?

_Evet, dedi ses. Lütfen bana gel, sorularını da cevaplarını da biliyorum... Annen de aynı soruları sormuştu kendine... Cevapları ona söylemeye fırsatım olmadı. Yetişemedim... Bu yüzden yalvarırım bana aynı acıyı yaşatma yine...

Sarsılıyordı Berrak. Nasıl, nasıl mümkün olabilirdi? Dönüp sarılmak istiyordu sese... Kıpırdayamıyordu... Zar zor fısıldadı. 

_Kıpırdayamıyorum. Geriye dönemiyorum. Bana yardım edebilir misin?

Gözyaşlarına hakim olamıyordu, göremiyordu, duyamıyordu... Her şey soyut, boşluk gibiydi. Ve güçlü bir kolun belinden tutuşuyla ayıldı Berrak. Onu kendine çevirdi ses. Bağrına bastı. Hıçkırarak ağlamaya başladı, bir süre ağladılar. Kısa bir süre de olsa, huzuru hissetti Berrak, bir yabancının kollarında...

MADD'den sevgiler
devam edecek... 

28 Ekim 2016 Cuma

YILDIZ

İpekten bir olta yapsam,
Sonsuz göğe salsam,
Bir yıldız tutsam senin için
Kıyamasam bırakmaya avucuna
Ömrüm boyu göğsümde saklasam
Yıldızınla gömülsem toprağa
Yıldızınla dirilsem
Kıyamet kopsa, avucumda yıldızın
Çırpınsam sana verebilmek için...


27 Ekim 2016 Perşembe

ŞARKILAR

Naber deftero?

Özleşmişiz muhabbete... Gel kaybolalım bu gece... Savrulalım ve tutunalım bir sonbahar yaprağına, bir şarkı dinleyelim seninle... Dertleşelim...

Bilmem sana da olur mu? Bazen bir şarkı dinlersin... Kopup gidersin dünyadan, kaybolursun müziğin içinde... Gözlerin kapanır, Dudakların aralanır, kalbin duracak gibi olur, nefes alamazsın. Belki de her gün dinlediğin şarkıdır o, o hep aynıdır da, sen farklısındır  aslında

O gün hasretlik çekiyorsundur mesela, bağlamanın telleri saçlarına dolanır, ruhun daralır, sanki sana yazılmıştır o şarkı. Senin için bestelenmiş, sana söylenmiştir... Öyle hissedersin. Öğle yoğrulursun hasretle... Vatanını, karını, evladını istersin yanında. Bulamazsın, şarkıya düşersin.

Nefret dolarsın bazen, basın vuruşları beynine hükmeder, dişlerini sıkarsın, gözlerini yumarsın... Kulakların karanlığın olur, kalp çarpıntın olur, kızgınlığın olur, bedenin olur... Bedenin kulaklarından ibaret olur böyle zamanlarda...

Bazen keyfin yerindedir. Uzanırsın yatağa, kollarını başının altına alırsın. Yüzünde sade bir tebessüm, gözlerin tavana dikili, hayal kurarsın. Arka fonda o kadar olağan çalar ki şarkı, hayatının bir parçası sanırsın. Bir film karesinin içinde kaybolursun. Keşfe çıkarsın dostlukları, hayatları, insanları... Çiçekleri koklar, köpeklerle oyun oynarsın... Çocuk olursun bazen, düşersin, ağlamazsın ama... fonda aynı şarkı... gülümsersin...

Bir şarkıdır seni değiştiren, sensindir bir şarkıyı değiştiren... Onunla ağlar, onunla özlersin, onunla düşersin sevdaya... Bazen bir şarkı için yaşarsın, öyle hissedersin. Bazen bir şarkıya ölürsün arka fonda... Bazen veda edersin, bazen kavuşursun aynı şarkıyla... Bebekler doğurursun bazen, bazen öpüşürsün... 

O şarkıyı defalarca dinlemiş bile olsan, bazen  kırılgan bir kadınsındır, bazen sevimli bir kız çocuğu... gözü kapıda bekleyen babasındır bazen, boynu bükük boyacı, elleri buruşuk simitçi , sırnaşık bir sokak kedisi, yorgun savaşçısındır. 

Af dilersin şarkıyla sevdiğinden, şarkıyla evlenirsin... Bazen satarsın ruhunu bir şarkı için, bazen ruhun okşanır... Özlersin mesela bir şarkıyı... Özlersin bir kadını... Özlersin geçmiş günlerini...Özlemini de giderir bazen şarkılar... Yol gözletir bazen... Bazen sıradandır bir dolmuş durağı kadar.. Bazen kayıp bir sokağı andırır...

Kaybolursun, kaybedersin... Fonda hep bir şarkı vardır... Of çekersin bazen bir şarkıya eşlik ederken... Bazen çayla gider şarkılar, bazen rakıyla... Bazen kafa sallatır, bazen beden, bazen de içini titretir dokunuşlarıyla. 

Gözlerimizdir şarkılar, kirpiklerimiz telleri, nefesimiz bestesidir... Güfteye düşer dudaklar, şaşarsın... Aslında hep aynı ruhların eseridir şarkılar, aynı yürekten gelir. Sen dinlerken ne hissettiysen, çalan da onu hissetmiştir. Söyleyen seni düşünerek söylemiştir. Yıllar önce biri, seni senden daha iyi anlatabilmiştir yazdıklarında...

Şarkılar... Güneşe, göğe, dala, sevgiliye, anneye, arkadaşa, ihanete, memleket hasretine, yeni doğan bebeğe, uçan kuşa, eşeğe, meleğe, Tanrı'ya, uzaya, devlete, kadere, zalime, başlangıçlara ve sona yazılmıştır. Şarkılar sana yazılmıştır... Şarkılar bana yazılmıştır... 

Şarkı olabilmek, şarkılarla kalabilmektir aslolan. Çünkü özgürlük vaat eder şarkılar... Bu yüzen bu kadar içten, bu kadar mucizevidir. Yeteneğin, azmin, ezilmişliğin, yorgunluğun, lezzetlerin ürünüdür şarkılar. Her defasında daha da derinleşir, derinleştirir.

Gecenin bu saatinde yine yalnızlığa düşerken,
bu şarkıdan esinlendim...
Sana gelsin...
Beni bana anlatan Defterime selam olsun :)

MADD...

23 Ekim 2016 Pazar

Can, Elif, Deniz...

Koşarak merdivenleri çıkıyordu Can, 
Doğru anahtarı bulmaya çalışıyordu Elif,
Tekmeleyerek açıyordu kapıyı Deniz,

Sonunda içeri girebilmişlerdi.

Evlerinde, tek başlarınaydılar.

Yatak odasına koştu Can,
Mutfağa yöneldi Elif,
Banyoda buldu kendini Deniz,

Haz kutularını arıyorlardı...

Can, titreyerek açyı kutuyu. İçinden parlayan jileti çıkardı. Yansımasında kendini buldu. Gözleri kamaştı.Gülümsüyordu. Özenle kavradı jileti, soluk tenine gömdü. Kan şehvetliydi. Acıysa sersemletici... Kendini kaybetti...

Elif, korkarak açtı kutuyu. İçinde hala bir şeyler kalmış olduğunu görünce rahatladı. İlk paketi tereddütle açtı, zevkle yedi. İkinci pakete dayanamadı nefsi, üçüncüde gözü dönmüştü.... Dördüncü ve beşinci ve altıncı... Kutu boşalmıştı... Elif'in ruhu da öyle... Yüzünde tebessüm belirdi... Parmaklarını yaladı. Etrafında saçılmış jelatinlere baktı... Işıldıyorlardı... Mutluydu Elif... Kahkaha attı...

Deniz, minnetle açtı kutuyu... Kendini pis, hırslı dünyasından soyutlayan bu cennet nimetine saygı duyuyordu. Elleri arasında gezdirdi bir müddet, kokladı. Sonra nazikçe sardı kağıdına. Bir mühendislik harikası yaratmışçasına baktı eserine... Yavaşça dudaklarına götürdü, bir kadını öper gibi. Alev alev yaktı eserini, bir kadını sever gibi. İlk nefes sakinleştiriciydi... İkincisi mutluluk veriyordu... Üçüncüsü.... üçüncüsü cennet gibiydi. İç çekti Deniz, her şey ne kadar da sakindi....

Mutluluk, haz, şefkat 

Görünmez oldu sıkıntılar....

Dudağında gülümseme, mutfağa gitti Can, dolaptan bir bira aldı.
İçinde nefret banyoya koştu Elif, kustu neyi varsa, nefretini boşalttı.
Zihni sersem yatağa uzandı Deniz, hayallere daldı, içi huzurla doldu.

Yeni güne beş vardı saat. Yavaştan uykuya daldı Can,Elif,Deniz... Yarın yine herşey aynı tekdüzelikte olacaktı onlar için. Normal insanların normal hayatlarında, normal rolü yapacaklardı. Pilot, Hemşire, Müzisyen olacaklardı kendileri olamadan. Onları doyuma ulaştıran, kendileri yapan asıl kimliklerini yataklarında bırakıp uyanacaklardı sabaha...

MADD...

BİR KADININ SORULARI (2. Bölüm)

"Annene benziyorsun" dedi Hasan, sevgilisinin saçlarını okşarken...

Gülümsedi Berrak, başını kaldırdı, dudaklarını büktü, gözlerini dikti erkeğine merakla?


"Gerçekten benziyor muyum anneme?"


Evet, o da en az senin kadar inatçıyıdı, dedi Hasan kahkaha atarken. 


"Yaaa...  Görürsün sen." 


Böyleydi Berrak. Duygularını, bedeniyle ifade ederdi. Kızgınsa bağırırdı, mutluysa yüksek sesle kahkaha atardı etrafındakileri umursamadan, korkmuşsa sımsıkı sarılırdı kocasına,.vazgeçmişse tamamen bırakırdı kendini yaşamın illet rüzgarına... Mutsuzsa ağlayamazdı... Tek sıkıntısı buydu belki de. Ağlayamamak... Ağla derdi Hasan, ağla..  Ağlarsan rahatlayacaksın... Berrak yutkunurdu sadece, boş boş bakar ve sonra kalkıp giderdi. Bazen günlerce ulaşamazdı kadınına, çıldıracak gibi olurdu. O zamanlarda küçük sırrını çıkartırdı masaya... Okurdu, okurdu, kendinden geçerdi... Hayat, benliği, kadını, kaybettikleri, günahları ve hisleri anlam bulurdu... Okudukça kaybolurdu Derinlerde... Derinlere dalmak güzeldi. Geçmişini unutuyordu insan, gelecek için kaygılanmıyordu, bu gününü sorguluyordu delice... Okudukça kendinden geçiyordu Hasan yalnızlığında... Ve sonra kapı çalıyordu. Gözlerini kapatıp huzurun tüm bedenine yayılışına tanık oluyordu. Kapıda bir kadın, kucağında hediyeler, gözlerinde ışıltı, dudağında alev rengi bir ruj, yanaklar al, utanmış belli, biraz mahçup, biraz pişman, gözleri af dilercesine bakıyor... Kucaklıyordu eşini, hayat amacını, gençlik aşkını, kaderini, sevdasını Hasan... Kırmızı dudaklarına utangaç bir öpücük konduruyordu. "Hoşgeldin" diyordu. Özür dilemeye başlıyordu Berrak. Susturuyordu onu... Çünkü anlıyordu. En çok o anlıyordu Kadınını... Bu yüzden vazgeçemezdi ondan... Bırakamazdı. Bir uyuştucu gibi müptelaydı kadınına...


Elindeki yastıkla vurmaya başladı Berrak. O zaman sıyrıldı düşüncelerinden Hasan. Afallamıştı, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kahkaha atıyordu Berrak. Parmağının ucuyla işaret ederek "suratına bak" diye bağırıyordu. "Noldu ihtiyar? dağıldın galiba... hahahha..."


"İhtiyar"... Bu onun sevgi cümlesiydi. Aralarındaki yaş farkına ithafen 'ihtiyar' derdi kocasına. Başlarda bozuluyordu Hasan. Ama sonraları alıştı. Hatta artık komik bile buluyordu. Bu kelime aralarında bir işaret olmuştu sanki. Biraz sonra başlayacak olan boğuşmanın habercisi gibiydi.


"Kimmiş ihtiyar? Görürsün sen" diye fırladı kanepeden Hasan. Berrak koşmaya başladı, bir yandan kıkırdıyordu... Hasan da ona ayak uyduruyordu. Evin içinde dört döndüler, eşyalara çarpıyor, düşürüyor, sonra daha çok kahkaha atıp daha çok koşuyorlardı. Berrak' ı yakalamak gittikçe zorlaşıyordu. Belki de gerçekten ihtiyarlıyordu Hasan. 


Yorgunluktan bitap düştüklerinde birbirlerine sarılıp nefeslerinin düzene girmesini beklediler. Ev dağılmıştı, düşünceleri dağılmıştı, akılları başlarında değildi belki ama mutluydular... Mutluluk planlanmış bir oyun gibi geliyordu her kovalama sonrasında. Belki de en huzurlu yanı buydu. Sonu hep güzel bitiyordu...


Sakinleştiğinde kocasına döndü Berrak... "Bana annemden bahseder misin?"


Hasan iç çekti... Geçmişe döndü. Geçmiş ağır bir yük gibi omzuna bindi. "Annen" dedi. Yutkundu. "Annen çok güzel bir kadındı." " Çok cesurdu. Kafasının dikine gitmeye bayılırdı. Kendi kararlarını kendisi verirdi. Meraklı, anlayışlı, sorgulayıcı bir kişiliği vardı annenin."


"Keşke onu hatırlayabilsem" 


"Gittiğinde çok küçüktün. Hatırlamaman çok normal. Hem zaten...."


Kaşlarını çattı Berrak "lütfen" dedi. "Lütfen söyleme. Biliyorum ama kabul edemiyorum. Hatırlamak istedikçe suçluluk hissediyorum bazen."


"Suçluluk hissetmene gerek var mı? Bu zaten onun son isteğiydi. Belki bilmeden dileğini gerçekleştirdin. Suçluluk değil, huzur hissetmelisin."


Gülümsemeye çalıştı Berrak acemi bir oyuncunun yapaylığıyla. "Onu özlüyor musun? Ona aşıktın değil mi. Sevdiğini kaybetmek... bu acıtmıyor mu?

"Onu çok özlüyorum . Evet çok acıyor. Hem de çok. Unutamıyorum da.. Belki de en kötüsü bu.. İhanet etmişim gibi hissettiriyor bana. Ama bir söz verdim. Bu söz, bu amaç beni hayatta tutuyor. Daima yanında olmam,  korumam gereken biri var. Onun için herşeyi yapmaya hazırım. Acıyı da hafifleten bu belki."


"Peki gerçekten seviyor musun beni?"


"Bu ne biçim soru şimdi?"


"Bazen sadece anneme söz verdiğin için benimle olmak zorundaymışsın gibi hissediyorum."


"Sana böyle mi hissettiriyorum gerçekten?"


"Yok, yani, sen bana her zaman samimi davrandın ama, biliyorsun işte bizim durumumuz.... yani, garip biraz"


"Hayatımda tanıdığım ilk kadın annendi, sevdiğim ilk kadın da öyle... Ama aşk... Bu bambaşka... Ben gözlerimi seninle açtım aşka ve inşallah seninle de kapatacağım. Sevdiğim ikinci kadınsın ama arzuladığım ilk ve tek kadın."


Ve öptü karısını Hasan şefkatle.... Gözlerinde kayboldu... kokusuna hapsoldu. Savruldu diyardan diyara. Derinlere daldı. Derin derin nefes aldı. Kendini kadınına bıraktı... Onun tertemiz dünyasında başladı oyuna, çocuk oldu, adam oldu, yaşlandı,  tekrar tekrar sevdaya düştü. Işığı, kurtuluşu, aşkı onunla buldu. Doyuma ulaştı varlığında, varoluşunu kutladı... 


Ve dünyaları bu kadar birken ayrı ayrı uykuya daldı Berrak ve Hasan, geçmişte olanları umursamadan...



MADD'den sevgilerle,
Devam edecek....

22 Ekim 2016 Cumartesi

BİR KADININ SORULARI

"İnsanlar neden bu kadar mutlu? Benim sahip olmadığım neye sahip insanlar? Her şeyim var... pahalı giyisiler, güzel çiçekler, kocaman bir ev, fedakar bir eş, dünya tatlısı çocuklarım... Her şeye sahibim. Ama mutsuzum... Neden mutsuzum? Televizyondaki villa dizileri gibi entrika dolu değil hayatım. Eşimi çok seviyorum, ona ilk günkü  kadar aşığım... Çocuk büyütmek de inanılmaz keyifli. Siyah kıvırcık saçları var kızımın. Daha beş yaşında olmasına rağmen moda konusunda sana bana taş çıkartır. Oğlumsa tam bir bilim dehası. Evde abuk sabuk deneyler yaparak babasını ve beni keyiflendiriyor. Eşim diş hekimi. İyi para kazanıyor, bana karşı inanılmaz ilgili. Her hafta birlikte baş başa yemeğe çıkarız ve sohbet ederiz. Onunla her konuyu konuşabilmek, arkadaş gibi olmak harika bir şey.... Harika bir şey? Ne ifade ediyor bu kelime benim için? Harika derken, kendim için harika olanı mı yoksa başkalarının harika bulduğunu mu kasdediyorum? Her şey bu kadar yolundayken, bu kadar olması gerektiği gibiyken, başkalarının delicesine özendiği bir hayatım varken... Neden? Neden mutsuzum ben? Neden dinlediğim müzikler olgunlaşmadan yenilmeye çalışılan bir cennet elması kadar tatsız? Neden sevgilerim taze bir gül olmak yerine bir diken kadar zehirli? Ne eksik? Yaşamak için ne eksik hayatımda? Ne eksik soruyorum sana Güneş? Neden buradayım söyle Deniz. Direnmek için bir neden göster Gökyüzü yalvarırım... Her gün, her gün sorularla boğuşmaktan bıktım. Her gün eksik olan o şeyi aramaktan yoruldum artık? Yaşamak için çok sebep aradım? Manasız? Boş. Bu kadar kötülük doluyken dünya, ve hergün zorluklarla boğuşmak zorunda kalıyorken insanlar, nasıl bir içgüdüyle yaşamaya bu kadar odaklanıyorlar? Bende ne eksik? Beynimi cevapsız sorularla doldurmak istemiyorum artık. Çürüdükten sonra bedenim, ardından bir müddet geçtikten sonra, herkes tarafından unutulacağımı bilerek gidiyorum. Hayatım boyunca hep kendi kararlarımı kendim aldım. Bir gün hiç beklenmedik bir şekilde yüzleşmek istemiyorum ölümle, kendimi önünde çaresiz, titrek, boş hissetmek istemiyorum. Nasıl savaşabilir ki insan ölümle? Nasıl karşı koyabilir? Bu gün ölmedin diyelim. Peki ya yarın? Peki ya nakil olduğun  kalbin atmayı bıraktığında? Peki ya kanserin beynine metastaz yaptığında? Peki karşıdan gelen sarhoş sürücünün merhemetiyle baş başa kaldığında? O zaman da erteleyebilecek misin ölümü? Durdurabilecek misin? Öleceğini bile bile yaşamak garip iş. Hayatın bir anlamı olmalı diyorum. Ama sonu gelecek bir şeyde nasıl anlam bulabilirim bilmiyorum. Bu bir intihar mektubu değil. Bu bir veda mektubu. Geleceği mutlak ancak zamanı meçhul bir gerçeklikle devam etmek istemiyorum hayatıma. Madem bir gün kavuşacağız, öyleyse bu benim istediğim zaman olacak. Günlerden cumartesi, aylardan Kasım. 2016 yılındayız. An itibariyle eşim iş seyehatinde, çocuklarım babaneleriyle birlikte babalarının büyüdüğü köye gittiler. Ben Derin, 33 yaşında bir matematik öğretmeniyim. Hayatımda istediğim her şeye sahiptim. Ama eksik olan bir şey var: sorularıma cevap. Yolun sonundayım, bir uçurumun kenarında, birazdan tüm sorularım sona erecek, beynim dinlemiş bir şekilde uykuya dalacak. Bedenim paramparça olacak bekli ama benliğim bulamadığı anlam uğruna vazgeçek tüm bütünlerden. Dediğim gibi, bu bir intihar değil, bu bir kurtuluş... Hoşçakalın...

Not: Beni unutun olur mu? Beni mutlaka unutun... Çünkü hatırlanmaya değer bir yanım yok benim...

Derin KAYNAK..."

Mektubu katlayarak çantasına koydu Derin. Yavaşça ayağa kalktı. Rüzgarı hissetti. Serin ve narin... Dudaklarını değdirdi rüzgara, bu onun veda şekliydi. Gözlerini kapattı. Dalgaları dinledi. Derin bir nefes aldı. Birazdan her şeyin sona ereceğini düşünerek rahatladı. Meditasyon yaptığını hayal etti. Sabah kuşağındaki o taytlı kadını hatırladı. "Nefes verirken, beynimizi tamamen boşaltıyoruz. Adeta havalanan bir kuş gibi oluyoruz. Aklımızda hiç bir şey yok. Sadece uçuyoruz." Gülümsedi Derin, taytlı kadına. Tekrar nefes aldı. Bir kuş olduğunu hayal etti. Kanatlarını kaldırdı yavaşça. Kafası bomboştu artık. Sadece uçmayı düşünüyordu. Uçabilmeyi düşlüyordu. Son kez nefesini verdi ve bıraktı kendini boşluğa, Taytlı kadına selam etti. Doğrusu haklıydı. Uçabilmek, bir kuş gibi, özgürce, düşünmeden... güzel şeydi. Uçabilmek hayatın kendisiydi... 

Ve Derin nedenlerinden tamamen arındı...

Hoşçakaldı....



MADD' den sevgilerle 
devamı gelecek...  

18 Ekim 2016 Salı

HAZLARI OLMALI ADAMIN

Hazları olmalı adamın 
Baştan çıkaran ve asaletli
Öyle kolay kolay bulamamalı aradığını
Gerekirse bir ömür arayıp
Bulunca esiri olmalı
Zamansız acılara boyun eğmemeli adam
Ne varsa içinde burulan 
Gömmeli derinden derine
Şaha kalksa alevi, söndürmeli

Hazları olmalı adamın
Katıksız
Derdine çare 
Donmalı yüreği bir kadının yatağında 
Durulmalı
Sıhhati olmalı hazları
Canını alana kalkan,
Canını verene mezar  
Canına can katmalı

Hazları olmalı adamın
Bir kadında bulamadığı 
Çaresiz sapaklara düşmeli 
Serin rüzgara dokunmalı
Satılmış ruhlara kapılmamalı adam
Sevmeli, sevilmeli, gömülmeli

Hazları olmalı adamın
Taaa derinlerde sakladığı 
En zamansız hasretlerde çıkarıp
Büründüğü arsızca
Yorulduğunda adam
Kadınından, zamanından ve hayattan
Kaçabilmeli çıkmazlarına
Kokusuna bürünüp sarhoşluğunun
Varmalı hazlarına...

MADD

15 Ekim 2016 Cumartesi

NEDEN?

Neden diye sorabilmeli insan
Neden doğuyor güneş? 
Neden ışıldıyor ay gökyüzünde?
Yağmur neden böyle güzel yağıyor?
Neden seviyor adamlar ve kadınlar?
Neden bebekler oluyor?

Neden diye sorabilmeli insan
Varoluş neden?
Bunca çırpınış yaşamaya dair, neden?
Bu anlam bulma çabaları,  bu soru sormalar
Neden?

Neden diye soruyorum, tekrar tekrar 
Nedenlerin ötesini görüyorum şimdi
İlk nedeni, var edeni...

Derinlere dalmak güzel
Boğulacak gibi oluyor insan
Ama böyle böyle öğreniyor hayatta kalabilmeyi
Önce canın yanacak kalbin sıkışacak
Sonra çıldıracak, korkacaksın
Belki bir umut yakaracaksın Allah'a
Ve açılacak kapılar, hiç açılmadığı kadar...

Velhasılkelam, neden diye sorabilmeli insan...

Sadece...MADD...

13 Ekim 2016 Perşembe

ZAMAN MAKİNESİ

Küçükken hep bir zaman makinem olsun isterdim
Geleceğe gidebilmek için
Umutlarım vardı geleceğe dair
Kendimi zengin, mutlu, havalı, eğlenceli hayal edebiliyordum.
Sonra büyüdüm
Şimdi, zaman makinesi verseler elime
Geleceğe gitmem
Geçmişe giderim 
Hatalarımı düzeltebilmek için
Çünkü şunu anladım 
Büyüdükçe pişmanlıklarımız umutlarımızın önüne geçiyor 
"Umarım"larla değil, "keşke"lerle yaşıyor insan 



Selametle,
MADD


12 Ekim 2016 Çarşamba

GECE

Ah gece! Karanlığım...
Sadık dostum, hayranlığım...
Bu sefer yakma canımı olur mu?
Bu sefer bir karabasan gibi çökme üstüme
Bir annenin bebeğini örtüşü gibi ağır ağır sarıl bana

Ah Gece, 
En heyecanlı düşlerle sevdiğimmm...
Bu sefer kabuslar doğurma bana
Hıçkırarak kaldırma yatağımdan
Soyma beni, çaresiz ve yalnız bırakma

Ah Gece, üşüyorum sana varınca,
Zamana soruyorum seni, 
Saatleri sarıp buluyorum izini
Kaçıyorum günlerden ve güneşlerden
Seni istiyorum...

Ah Gece, böylesine müptelayken sana 
Neden, neden bu hırçın dokunuş
Ve neden çığlıklarım, gözyaşlarım...
Yaralarımı kanatmak neden?

Ah Gece, sevemedin beni bir türlü
Bitme diye yalvarırken,
İçten içe bitirmek istedin
Daha ne yapayım
Sana nasıl yanaşayım?
Ne denesem olmadı
Sevgili, kadın, çocuk, anne...
Ne olayım? Sen söyle...

Ah gece, huysuzlanmaya başladın yine
Ellerin göz kapaklarıma değiyor
Ağırlaşıyorum
Hayır, hayır!
Yumamam gözlerimi, hayır müsade edemem gitmene
Her sabah ellerimden kayıp gidişini,
Belki de ilk defa izliyorum

Kalbimin parçalanışını,
Haykırışlarımı,
Hayal kırıklıklarımı,
Kabuslarımı,
Kaçışlarımı,
Seyredişlerimi,
Vazgeçişlerimi, 
Ardından sahipsiz kalışımı,
Bile bile gidiyorsun...
Susuyorum gece,
Uslu bir kız gibi geri gelişini bekliyorum 
Nolur sev beni, nolur bu sefer okşa
Merhamet göster düşlerime, ninnilerini fısılda,
Nolur Gece, nolur beni bir sevgili gibi al koynuna

Şimdi gidiyorsun...
Mühim değil,
Maskemi sarmalayıp, bir kadın yaratacağım cesedimden...
Bedenim senin, ruhum da öyle 
Sen beni sevmesen de 
Ben bekleyeceğim...
Elbet geri döneceksin...
Yarın görüşmek dileğiyle...

MADD

10 Ekim 2016 Pazartesi

DURSUN ZAMAN

Her zaman bu kadar güzel miydi bahar?
Sona yaklaşmak böylesine kıpır kıpır eder miydi insanı?
Tanıyamıyorum kendimi
Tanımlayamıyorum hislerimi
Aşk desem değil, bilirim ben aşklarımı Ruhum söner, benliğimden olurum
Yaşamak desem...
Yaşamak böyle güzel böyle içten miydi hep sizin için?
Hep bu kadar güzel mi öterdi kuşlar?
Güneş bu kadar sıcak mıydı
Çiçekler ve ağaçlar bu kadar kendinden emin, mağrur muydu?
Güzel şey bahar,
Güzel şey hayat,
Kendinden geçmek güzel şey!
Hep burasında kalmak istiyorum zamanın...
Dursun zaman... 
Dursun dünyam...

MADD

9 Ekim 2016 Pazar

OLMASAN

Olmasan da olmalıydı aslında
Ama olmuyordu
Bir sebepten, sen olmayınca ben de olmuyordum
Bir sebepten, kayboluyordu aynadaki yansımam
Bir sebepten, atmıyordu kalbim

Sen olmadan da olmalıydı her şey eskisi gibi
Ama olmuyordu
Kendimden her gün bir parça eksiliyordu
Seni yaratmak için,
Yeniden, mücadele veriyordum
Aksin can buluyordu aynamda
Ama ben...
Ben, ben olamıyordum eksilen parçalarımla

Sonra düşündüm...
Sen yokken ben
Ben olamıyordum
Seni var etsem kendimden
Geriye kalamıyordum
O kadar bendin ki ve o kadar sendim ki
Senin olabilmen için ben, ölmeyi seçtim.
Çünkü, sen olmayınca olmuyordu ama
Ben olmadan da olabilirdi her şey olması gerektiği gibi...

Bir küçük deli,

MADD...

GEÇMİŞ

Durmak zamanı değil şimdi,
Yol alalım geleceğe
Adım adım unutalım geçmişi
Tozlu bir rafa kaldırmayı deneyelim
Kilit üstüne kilit ekleyelim
Kurutalım zihinleri
Kurtaralım...

Zihinler karmaşık
Zihinler acı dolu
Zihinler aptalca hataları barındırmakta
Ve zihinler karanlık
Zihinler kapkaranlık bir çöp yığınını andırmakta...

Bırakalım geçmişi, geçmişte kalsın
Unutalım
Geleceğe bakalım
Umuda odaklanalım
Durmak zamanı değil şimdi
Haydi, yol alalım!

MADD