Bu Blogda Ara

22 Ekim 2016 Cumartesi

BİR KADININ SORULARI

"İnsanlar neden bu kadar mutlu? Benim sahip olmadığım neye sahip insanlar? Her şeyim var... pahalı giyisiler, güzel çiçekler, kocaman bir ev, fedakar bir eş, dünya tatlısı çocuklarım... Her şeye sahibim. Ama mutsuzum... Neden mutsuzum? Televizyondaki villa dizileri gibi entrika dolu değil hayatım. Eşimi çok seviyorum, ona ilk günkü  kadar aşığım... Çocuk büyütmek de inanılmaz keyifli. Siyah kıvırcık saçları var kızımın. Daha beş yaşında olmasına rağmen moda konusunda sana bana taş çıkartır. Oğlumsa tam bir bilim dehası. Evde abuk sabuk deneyler yaparak babasını ve beni keyiflendiriyor. Eşim diş hekimi. İyi para kazanıyor, bana karşı inanılmaz ilgili. Her hafta birlikte baş başa yemeğe çıkarız ve sohbet ederiz. Onunla her konuyu konuşabilmek, arkadaş gibi olmak harika bir şey.... Harika bir şey? Ne ifade ediyor bu kelime benim için? Harika derken, kendim için harika olanı mı yoksa başkalarının harika bulduğunu mu kasdediyorum? Her şey bu kadar yolundayken, bu kadar olması gerektiği gibiyken, başkalarının delicesine özendiği bir hayatım varken... Neden? Neden mutsuzum ben? Neden dinlediğim müzikler olgunlaşmadan yenilmeye çalışılan bir cennet elması kadar tatsız? Neden sevgilerim taze bir gül olmak yerine bir diken kadar zehirli? Ne eksik? Yaşamak için ne eksik hayatımda? Ne eksik soruyorum sana Güneş? Neden buradayım söyle Deniz. Direnmek için bir neden göster Gökyüzü yalvarırım... Her gün, her gün sorularla boğuşmaktan bıktım. Her gün eksik olan o şeyi aramaktan yoruldum artık? Yaşamak için çok sebep aradım? Manasız? Boş. Bu kadar kötülük doluyken dünya, ve hergün zorluklarla boğuşmak zorunda kalıyorken insanlar, nasıl bir içgüdüyle yaşamaya bu kadar odaklanıyorlar? Bende ne eksik? Beynimi cevapsız sorularla doldurmak istemiyorum artık. Çürüdükten sonra bedenim, ardından bir müddet geçtikten sonra, herkes tarafından unutulacağımı bilerek gidiyorum. Hayatım boyunca hep kendi kararlarımı kendim aldım. Bir gün hiç beklenmedik bir şekilde yüzleşmek istemiyorum ölümle, kendimi önünde çaresiz, titrek, boş hissetmek istemiyorum. Nasıl savaşabilir ki insan ölümle? Nasıl karşı koyabilir? Bu gün ölmedin diyelim. Peki ya yarın? Peki ya nakil olduğun  kalbin atmayı bıraktığında? Peki ya kanserin beynine metastaz yaptığında? Peki karşıdan gelen sarhoş sürücünün merhemetiyle baş başa kaldığında? O zaman da erteleyebilecek misin ölümü? Durdurabilecek misin? Öleceğini bile bile yaşamak garip iş. Hayatın bir anlamı olmalı diyorum. Ama sonu gelecek bir şeyde nasıl anlam bulabilirim bilmiyorum. Bu bir intihar mektubu değil. Bu bir veda mektubu. Geleceği mutlak ancak zamanı meçhul bir gerçeklikle devam etmek istemiyorum hayatıma. Madem bir gün kavuşacağız, öyleyse bu benim istediğim zaman olacak. Günlerden cumartesi, aylardan Kasım. 2016 yılındayız. An itibariyle eşim iş seyehatinde, çocuklarım babaneleriyle birlikte babalarının büyüdüğü köye gittiler. Ben Derin, 33 yaşında bir matematik öğretmeniyim. Hayatımda istediğim her şeye sahiptim. Ama eksik olan bir şey var: sorularıma cevap. Yolun sonundayım, bir uçurumun kenarında, birazdan tüm sorularım sona erecek, beynim dinlemiş bir şekilde uykuya dalacak. Bedenim paramparça olacak bekli ama benliğim bulamadığı anlam uğruna vazgeçek tüm bütünlerden. Dediğim gibi, bu bir intihar değil, bu bir kurtuluş... Hoşçakalın...

Not: Beni unutun olur mu? Beni mutlaka unutun... Çünkü hatırlanmaya değer bir yanım yok benim...

Derin KAYNAK..."

Mektubu katlayarak çantasına koydu Derin. Yavaşça ayağa kalktı. Rüzgarı hissetti. Serin ve narin... Dudaklarını değdirdi rüzgara, bu onun veda şekliydi. Gözlerini kapattı. Dalgaları dinledi. Derin bir nefes aldı. Birazdan her şeyin sona ereceğini düşünerek rahatladı. Meditasyon yaptığını hayal etti. Sabah kuşağındaki o taytlı kadını hatırladı. "Nefes verirken, beynimizi tamamen boşaltıyoruz. Adeta havalanan bir kuş gibi oluyoruz. Aklımızda hiç bir şey yok. Sadece uçuyoruz." Gülümsedi Derin, taytlı kadına. Tekrar nefes aldı. Bir kuş olduğunu hayal etti. Kanatlarını kaldırdı yavaşça. Kafası bomboştu artık. Sadece uçmayı düşünüyordu. Uçabilmeyi düşlüyordu. Son kez nefesini verdi ve bıraktı kendini boşluğa, Taytlı kadına selam etti. Doğrusu haklıydı. Uçabilmek, bir kuş gibi, özgürce, düşünmeden... güzel şeydi. Uçabilmek hayatın kendisiydi... 

Ve Derin nedenlerinden tamamen arındı...

Hoşçakaldı....



MADD' den sevgilerle 
devamı gelecek...  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder