Bu Blogda Ara

7 Kasım 2016 Pazartesi

BİR KADININ SORULARI (BÖLÜM 5)

İç çekti Hasan,

Kıkırdadı Derin,
_Noldu ufaklık, sıkıldın mı benden...

Gözlerine kadar kızardı Hasan,sürekli küçük görülmekten, Derin tarafından aşağılanmaktan bıkmıştı... Çatallaşan sesiyleye tehdit savurdu havaya...

_Bir kez daha bana ufaklık dersen, seninle görüşmeyi keserim...

Derin bozuldu, susabildi sadece, gözleri dolar gibi oldu, nefes alıp defetti yaşlarını... Elini cebine attı, bir sigara aldı... Büzdü dudaklarını nazikçe, sigarayı kavradı... Titreyen elleriyle yaktı çakmağı, sigaraya yaklaştı... Titremesi daha da arttı, gergindi, gerginken ince işleri beceremezdi... Ne demişti Hasan, "Seninle görüşmeyi bırakırım". Tutunduğu son umudu da onu terketmekle tehdit ediyordu. Daha ne kalmıştı elinde? Herkesten sakladığını, düşüncelerini, hislerini, sorularını, kendini açmıştı ona. Hatalıydı belki de. Bir çocuğa bu kadar kıymet vermemeliydi, evlatlarından daha çok sevmemeliydi kimseyi... Belki de hiç tanımamalıydı bu çocuğu, bağrına hiç basmamalı, kafasını karıştırmalıydı...

Hasan ne yapacağını bilemiyordu. Nasıl söyleyebilmişti bunu? O, Derin'di. Sıradan bir kadın değil. Sözcüklerle çok büyük kavgaları vardı Derin'in. "Aptal" dedi kendine Hasan... Yıktı dünyasını... Yeni yeni inşa ettiğini, alabora edebiliyordu insan... Herşeyden vazgeçebiliyordu bir kadın uğruna... Her şeyi isteyebiliyordu, elde edemeyeceğini bile bile... Hüzün çöktü üstüne... Derin'e baktı... Ürkek, şımarık, asi bir kız çocuğu gördü karşısında... Kız kardeşini hatırladı uzaklarda, geçmişinde bıraktığı... Ne çok benziyorlardı... O ne yapıyordu acaba şimdi... İç çekti, gözlerini kapattı, onun çok mutlu olduğunu hayal etti... İyi okullarda eğitim gördüğünü, iyi insanlarla yaşadığını, iyi bir insan olduğunu hayal etti. Evet mutlaka öyle olmalıydı...

Hafiften esen rüzgarın sesiyle ayıldı Hasan, Derin'e baktı... Beceriksizce sigarasını yakmaya çalışıyordu. Belli ki çok sinirliydi, tir tir titriyordu... Tebessüm yayıldı Hasan'ın dudağına. Sigarayı kurtardı Derin'den, çakmağı yakaladı diğer eliyle... Hiç olmadığı kadar çevikçe, tek seferde yakıverdi sigarayı. Derin bir nefes çekti, Derin'in tadını aldı sigarasında. Baş parmağı ve işret parmağı arasına sıkıştırdığı sigarayı yavaştan Derin'e uzattı... Önce şaşırdı Derin, sonra mahçup mahçup baktı, ellerini sakladı beceriksizliğinin nedenini ortadan kaldırmak istercesine. Sonra tebessüm etti, dudaklarını ısırdı ve bir öpücük kondurdu sigaraya. Derin derin değil, narin narin aldı nefeslerini, her nefeste eridi, her nefeste buldu benliğini... Hasan'a baktı... Güzel bir çocuktu. Kalın kaşları, siyah manalı gözleri, solgun dudakları vardı... Çocuklukla, erkeklik arasına sıkışmış gibiydi... Oğlunu hatırlatıyordu ona, ona benzemesini, annesini, bu çocuğun anlayabildiği kadar anlamasını isterdi... Her şeyi anlatmıştı Hasan'a. Her soruyu sormuş, her konuya değinmişti... Hayatına dokunmuştu Hasan'ın. Hayatına dokunmuştu Hasan... Değişebilir miydi? Düzelebilir miydi? Yoluna girer miydi her şey? Yolunda olmayan neydi ki zaten? Hasan'a baktı... Vicdan azabı çekti, onun dertlerinin büyüklüğü karşısında. Herkese rağmen, her şeye rağmen yaşayanlardandı Hasan da. Yine sorulara daldı Derin. Yine derinlere daldı. İyi değildi bu, kurtulmalıydı... Son kez çekti dumanı, tükenmiş izmariti kavradı ve fırlattı denize, bir martıyı beslercesine...

_Derin?

_Efendim paşam...
Gülümsedi Derin içindeki çığlıkları susturmaya çalışarak,

_Evlen benimle...

_Ne?

Kahkaya kapıldı Derin, Hasan'ın kaşları çatıldı. Dakikalar sonra susup, gözlerindeki yaşı sildiğinde, Hasan'ın mağlubiyetinde kayboldu Derin... Belli ki karşısında bir çocuk değil, bir erkek duruyordu. Sakince yanıtladı soruyu.

_Hasan, seni çok seviyorum  ama biliyorsun ben zaten evliyim...

_Seni sevmeyen, anlamayan, tanımayan bir adamla evlisin... Boşan gitsin. Ben daha çok değer veriyorum sana, anla artık...

İç çekti Derin. Ciddi bir konuşmaydı yaptıkları, şakaya gelmeyecekti. Kırmamalıydı kalbini Hasan'ın. Onu bir arkadaş, bir dost gibi gördüğünü anlatabilmeyi umarak başladı söze.

_Hasan, bak bizim ilişkimizin, bir kadınla kocasının yaşayabileceğinden de, bir anne ile oğlunun yaşayabileceğinden de farklı bir boyutu var. Sen bana çok iyi geliyorsun. Uzun zamandır bana iyi gelen tek şey olduğunu söyleyebilirim hatta. Çok minnettarım sana. Ama benim mutlu bir evliliğim, iki güzel evladım var. Onlardan vazgeçemeyeceğimi sen de biliyorsun. Vazgeçsem bile bunun nasıl olacağı malum...

Hasan dayanamadı daha fazla,

_Sus, lütfen sus... Bir daha söylemeyecekyin böyle, söz vermiştin... Tamam, ben beklerim seni... İstediğin kadar, sen bana dönene, benim olana kadar beklerim...

_O gün hiç gelmeyebilir biliyorsun değil mi? Bir gün soru sormayı bırakabilirim...

_Bir gün sorularına cevap verebilirim. O zaman her şeyin olur muyum senin?

_O günün geleceğine inanıyor musun gerçekten? Keşke ben de senin kadar umutlu olabilsem... Hasan, biliyor musun seni kime benzetiyorum?

_Kime?

_Oğluma... Kağan'a... O kadar çok benziyorsunuz ki! İnatçılığınız, azminiz, umudunuz... O da senin kadar anlayabilir mi bir gün beni?

_Keşke oğlun ben olsaydım... 

_Deli... Az önce kocam olmak için ne kadar da hevesliydin oysa...

_Belki oğlun olmamı kabul edebilirdin. Beni bir çocuk olarak gördüğün için... 

_Arkadaşım olmaya ne dersin? Bir arkadaşa her şeyden çok ihtiyacım var. 

_Derin... Söz ver bana... Beni bırakmayacaksın... Herkesten vazgeçsen bile vazgemeyeceksin benden...

Derin donakaldı... Neden, diye düşündü. Neden böyle söylüyorsun çocuk? Neden düğümlüyorsun boğazımı. Karar vermek yeterince zor zaten... Bulamayacağım cevaplar uğruna çırpınmak yeterince zor... Ölmek zor, ölebilmek...vazgeçmek herkesten...çok zor çocuk... vazgeçmek senden...çok zor... Ne çok sevmişsin sen beni... Kadının yapmışsın, annen yapmışsın, yoldaş yapmışsın kendine. Ah, çocuk ne temiz yüzlüsün sen, ne iyi kalplisin... Ben de onaltımda olabilsem keşke. Genç kızlığımda, deli dolu günlerimde tanımış olsam seni. Kafam bunca karışmadan, bunca yaşlanıp bunca yorulmadan hayattan... Keşke, böyle bağlanmamış olsaydın bana... Bir kadını sevmek acıtır çocuk. Canın çok yanacak yokluğumda... Affet! 

Ayağa kalktı Hasan, Derinin cebine saklanmış ellerini yakaladı. Ayağa kaldırdı onu da. Sevdiğini... O nasıl istiyorsa öyle sevdiğini... Arkadaşça... Gözlerine baktı derin derin... Derin derin nefes aldı... Bir öpücük kondurdu soğuktan kızarmış yanağına... saçlarını düzeltti. Yeşil şalını sıkı sıkı sardı boynuna... Sonra tuttu elinden... Yürümeye başladılar... İki arkadaş gibi, iki yoldaş gibi, birbirini tümüyle tanıyabilen iki dost gibi... Hava soğuktu, elleri üşüyordu, nefesleri üşüyordu, sesleri titriyordu... Ama sıcacıktı kalpleri... İKİ DOST GİBİ...

Devam edecek, 
Sevgilerle, 
MADD

Twitter adresim>MADD'İN DEFTERİ (@naberdeftero)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder