Bu Blogda Ara

12 Kasım 2016 Cumartesi

BİR KADININ SORULARI ( BÖLÜM 7)

"Yürümek güzel şey doğrusu. Bir gece vakti, zifiri karanlıkta, bekareti bozulmamış ıssız sokaklara dalmak güzel şey... Hayatındaki tüm fazlalıklardan kurtulmak, telefonu, parayı, zamanı, insanları fırlatıp atmak güzel... Esaretin bittiğini hissediyorum yürürken..  Sahtelikten uzak, kibirden arınmış, arı, pak  bir göğe sürgünüm bu gece... Eski bir köprüyü menzil yaptım kendime.... Derdim büyük, derdim derin, yine serin sulara dalacağım... Sorular soracağım, cevaplarını bulmayı umarak... 

Bunca soru, bunca düşünmek... Çıldıracak gibi oluyor insan... Kerem'in söyledikleri  geliyor aklıma böyle zamanlarda... "Düşünme, neden bunca düşünüyorsun ki! Bir gün kurtulamayacağın bir batağa düşeceksin." 

Düşünmeymiş... Hıh... Düşünmeden yaşanır mı be? Soruyorum yıldızlar... Düşünmeyeceksem ne işe yarar bunca nöron? Kondurmayacaksam cümlelerin sonuna, bunca soru işareti neden var? Anlamını bulmalı insan hayatının... Bir amacı olmalı... Tutunabileceği... 

Yaşamak... Başlı başına bir amaç mıdır? Yaşamak... bunca acı, bunca korku, bunca yok oluşla? Olamaz diyorum kendimce. Olmamalı... Daha derin, daha ince anlamları olmalı hayatın... 

Her gün aynı şeyleri yapıyoruz aslında. Sabah uyanıyor, kahvaltı yapıyor, işe gidiyor, eve geliyor, çocuklarımızla ilgilenip, TV başında uyuyakalıyoruz... Kapitalist düzenin köleleştirdiği toplum ayaklarına girmeyeceğim hiç...  Çünkü kendi kendimizi köleleştiriyoruz çoğu zaman... Sadece çalışarak değil, tüketerek yaşıyoruz hayatı... Tanımadığımız yönetmenlerin filmine gidiyor, okumadığımız kitaplarla fotoğraf çekiliyoruz... Sahte hayatlar yaşıyoruz... Sosyal medyada ahkam kesiyor, yüz yüze iki kelam edemiyoruz insanlarla... Hoş kimsenin konuşacak hali kalmadı... Haykırışlar büyütüyoruz da içimizde, gıkımızı çıkaramıyoruz düzene...

Yaşıyoruz işte... Her gün aynı... Tekdüze... Ama neden? Neden yaşıyoruz? Nereye varacağız? Sonunu bildiği bir filmi izler mi insan... Öleceğimizi bile bile bu yaşama çabası niye? Hani diyorum... Annen, baban mı seni ayakta tutan? Onlar da ölecek? Evlatların mı? Onlar da... Şöhretin mi? Hiç bitmecek mi sanki? En muhteşem sanat eserleri, kül olmayacak mı bir gün? En güzel bebek yaşlanıp, tükenmeyecek mi? Zenginliğin, fakirliğin, her şeyin sonu gelmeyecek mi... 

Sorularıma cevap bulabilecek miyim acaba bir gün? Bu sürgün, bu yalnızlık, bu başı boş kayboluşlar bitecek mi? Karanlıklar yoldaşlıktan çıkaracak mı bu genç kadını... Ve en derin sırdaşım, gece ağaracak mı yeni bir güne? "

_şşşttt... Kadın dur bakalım. Nereye böyle?

Ayak sesleri kesildi Derin'in. Sakince durdu. Etrafı 3 sokak çocuğu tarafından kuşatılmıştı. Biri ufaktı daha, 7-8 yaşlarında olmalıydı. Diğerleri de ergenliklerinin başlarında. Gülümsedi Derin, en ufak bir korku hissetmeden... Çocuktu onlar. Çocuktan korkulmazdı!

_Yürüyüşe çıkmıştım çocuklar. Hayrola bir sıkıntı mı var?

Çocuklar biraz irkildi. Beklemedikleri, alışık olmadıkları bir sahneyi seyrediyorlardı. Oysa hep aynı filmi oynarlardı. Burada kadın kokmalı ve ona zarar vermemeleri için yalvarmalıydı. Ama bu kadın hiç de korkmuş gibi görünmüyordu.

Grubun lideri toparlandı hemen... İçlerinde en büyük oydu. Bu yüzden liderlik ona kalmıştı. İnce uzun boyluydu. Saçları kıvırcık, dağınık... Gözleri bayık bakıyor. Elleri titrek, bıyıkları yeni terlemiş. Kıyafetleri eski, yırtık, kirlenmiş... Ayakları çıplak...Derin baktıkça kahroluyor, ağladı ağlayacak. 

Çocuk elini cebine attı ve çıkardı çelik çakısını... Yavaştan paslanmaya durmuştu o da... Çocuklar gibi erkenden eskiyordu...

_Çıkar bakalım zulayı?

_Zulayı?

_Paraları ulan... Çıkar paraları, canın kıymetliyse direnmezsin...

_Değil.

_...?

_Canım diyorum, kıymetli değil... Seninkinden daha kıymetli değil... Neden bu haldesiniz çocuklar? Bu ıssız sokakta, bu saatte ne yapıyorsunuz böyle? Aileleriniz, eviniz yok mu sizin?

Dişlerini sıktı lider olan... Ufaklığın gözleri ışıldar gibi oldu. Diğeri donuk bakıyordu...
Dayanamadı küçük, haykırmakla, ağlamak arası bir sesle soyledi

_Bizim evimiz burası...

Kafasını çevirdi, liderine bakıyordu. Onu taktir etmesini beklercesine... Lider olan bir adım daha yaklaştı Derine  gözlerini ufaklıktan ayırmadan... Aferim gelecekti ufaklığa, belliydi.

_Evet, bizim evimiz burası, ve sen bizim evimize izinsiz girdin. Şimdi dökül paraları...

İç çekti Derin, hayat, ne boktandı... Hep çocukları ezerdi hayat, bi tek onlara gücü yeterdi belki de ... Herkese kızıyor, herkesten nefret edebiliyordu da, çocuklara kıyamıyordu. Öyle temiz, öyle narindiler ki... Onları bu hale getiren herkesi, herşeyi tek tek bulup hesap sormak istedi Derin... 

_Sana diyorum kadın. Daha ne kadar oyalanacaksın. 

İyice yaklaşmıştı lider. Bir kaç adım kalmıştı aralarında. Diğer ikisi de hemen arkasındaydı. Derin nefes aldı, Derin... Ellerini ceplerine attı. Ters çevirip çıkardı ceplerini...

_Bak çocuk!Hiç param yok benim, Ellerini havaya kaldırdı... "Yüzük ya da benzeri ziynet eşyam da yok. Hafifletmeye çıkmıştım bu gün ben kendimi... Sadece sorularım var, eğer Dinlersen... Başka da hiç bir şeyim yok."

_ehhhh... uzattın ama... deyip atladı çocuk Derin'in üzerine. Boğuşmaya başladılar ve tam o anda, metalin soğukluğunu, kanının sıcaklığını hissetti Derin bacak arasında.... Haykırmak istedi. Yapamadı... Söylenmek istedi yapamadı... Ağlayamadı... Nefes alamadı... Böyleydi demek... Ölüm ılık ve nefes kesiciydi... 

Korkuyla geri çekildi, lider. Ne yapmıştı... Bıçağı daha fazla tutamadı elleri... Bacaklarına baktı. "Hadi" dedi. "Çocuklar hadi... Gidiyoruz buradan"... Ufaklığın gözleri büyümüştü korkudan... Kavradı kollarından lider, sırtına aldı ufaklığı, koşmaya başladı... Üçüncüleri donakalmıştı. Ne kıpırdayabiliyor, ne konuşabiliyordu...

Derin zor zor nefes alabildi... Zorla konuşabildi, zorla gülebildi...

_Çocuk dedi, üçüncüye doğru ellerini uzatarak... Senden bir şey isteyeceğim...

Çocuk düşünemiyordu. Hipnozda gibiydi. Gözlerini alamıyordu Derin'in bacak arasından süzülen kandan... yavaştan yaklaştı Derin'e doğru... Eğildi, daha iyi duyabilmek için sesini...

_Çocuk dedi Derin, Adın ne senin?

_Hasan

_Hasan, senden bir şey isteyeceğim... Zar zor nefes alıyordu Derin... Zar zor konuşabiliyordu... İyice eğildi Hasan.

_Hava biraz sıcak oldu sanırım. Montumu çıkartabilir misin rica etsem. 

Hasan sorgulamıyordu isteneni, düşünemiyordu zaten... Dediğini yaptı, çıkardı montu...yavaş ve nazikçe...

_ Çok teşekkür ederim Hasan, rica etsem ayakkabılarımı da çıkarbilir misin. Yoruyorum seni ama ayaklarım alev aldı sanki...

İstenileni yaptı yine Hasan,sorgulamadan... Derin'in ayaklarına dokundu. Buz gibiydi. Yanıyor gibi hissetmesi, normal miydi?

Ölüyordu Derin? Sorularıyla birlikte. Herşey, herkes anlamsızdı. Tüm acılar ve korkular anlamsızdı... Sadece şu çocuk vardı hayatında anlamlı olan... Kıymetli tek şey oydu belkide. Son görevini yapacaktı çocuk için, keşke daha fazlasını yapabilseydi ama ölüyordu...

_Hasan, son bir şey daha isteyeceğim senden... Artık ihtiyacım olmayacak muhtemelen... Montu ve ayakkabıları almanı istiyorum... Senin olsun... Bir daha üşüme diye.

HASAN dizleri üzerine çöktü. Ağlamaya başladı... Bir çocuk gibi, bıyıkları yeni terlemiş bir delikanlı gibi, bir adam gibi... Hayat acımasızdı... Ama bazı insanlar çok masumdu... Titreyerek montu giydi, ayakkabıları bağladı... Ve sıkı sıkı sarıldı Derin'e...

Ben Madd, 
Devam edecek...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder