Bu Blogda Ara

14 Aralık 2016 Çarşamba

SADIK BİR ADAM

''Gelin sizinle biraz konuşalım, diyerek koluna girdi Doktor, Sadık'ın... İlerlediler... Rahat değildi Sadık'ın içi, Yalnız bırakmak istemiyordu Sevgi'yi... Hala yatağında çırpınıyor, haykırıyordu Sevgi... Verdikleri ilaçlar hiç bir işe yaramamıştı. Dün geceden beri bu haldeydi... Garip sesler, çığlıklar duyduğunu söylüyor, ellerini kulaklarına başına götürüyor, bir türlü söz geçiremiyordu seslere... Sadık korkuyordu... Sevdiğine, hayat arkadaşına, ekmeğini paylaştığına, kadınına kıyamıyordu hiç. Her şey, tüm yaşadıkları, Sevginin tüm hastalıkları şaka olsaydı keşke... Geçip gitse, yıllar sonra hatırlandığında kahkahalar eşlik etse... Ama hissediyordu Sadık, her şey fazlasıyla gerçek, fazlasıyla ilerleyiciydi. Daha kötü olacaktı hayat onlar için... Daha neler yaşayabilirlerdi bilmiyordu ama her şeyin daha da kötü olacağını kestirebiliyordu şimdiden...

Doktorun söylediklerini zar zor anladı, düşüncelerini defetmeye çalışırken. Salgın gibi bir şeye yakalanmıştı Sevgi, son zamanlarda çok sık gördükleri, ancak sebebini bilmedikleri, bazı insanların garip bir şekilde bağışıklığı olan, tedavisi malesef olmayan bir hastalık... Yeni ve henüz keşfedilememiş, hatta bazı hekimleri dahi etkilemiş, yeri ve kaynağı bilinmeyen, ürkütücü, ilerleyici ve sürekli eksilten bir hastalık...

Bunları biliyordu zaten Sadık. Defalarca duymuştu aynı cümleleri farklı ağızlardan... Cümlenin somunun nereye gideceği belliydi aslında. Ama yine de sordu Sadık,''Peki ne yapılabilir doktor.'' 

Doktor iç çekti... Mesleğinin en zor anlarını yaşıyor gibi bir hali vardı... ''Sadık bey, eşinizin duyduğu sesleri yok etmemizin tek bir yolu var. Elektrotlarla beynine girip, duyma merkezini harap etmeliyiz. Aksi taktirde eşiniz bunun üstesinden gelemeyip kendine zarar verebilir.''

''Al işte'' diye düşündü Sadık kendi kendine. ''Şimdi de sağır edecekler onu...'' İki yıl önce kadardı, o ilk o zaman başlamıştı bu hastalık... Sürekli kan konusu alıyordu Sevgi, yemek yiyemez olmuştu. ''Neden her şey çürümüş et ve kan gibi kokuyor ki? Sen de hissediyor musun bu iğrenç kokuyu?'' demişti Sadığa. Sadık ağlamıştı, bir şey yapamadığı için, derdine çare olamadığı için... Günden güne daha da zayıflıyordu Sevgi. Hiç bir şey yiyemez olmuştu... Gidilmedik doktor, hastane bırakmamışlardı... Damardan besin verip eve yolluyorlardı. Ellerinden bir şey gelmiyordu. Sonra sonra araştırırken keşfetmişti Sadık. Aynı dertten muzdarip bir çok insan vardı. Yeni bir tedavi yöntemi geliştiriliyordu onlar için. Başarı oranı %80 di. İyi bir rakam gibi görünüyordu Sadık'a. En azından denemeye değerdi. İşinin ehli bir doktor buldu Sadık. Güveni tamdı.

Ameliyat basitti. Beyninin içine girip koku merkezini harap edeceklerdi. Artık koku duyamayacağı için yeniden beslenebilecekti Sevgi. 

Yolunda gitti her şey... Tekar beslenip kilo almaya başladı Sevgi. Hayatları eskisi gibi düzene girmişti. Mutluydular. Ta ki bir gün ellerinde çiçekle gelene kadar Sadık. Çok severdi papatyaları Sevgi. Onun için yan taraftaki arsadan toplamıştı. Sevginin gözleri güldü çiçekleri görünce, hemen kucakladı kocasını, çiçekleri burnuna götürdü koklamak için... Sonradan farketti ne yaptığını, elleri titredi, gözleri doldu... Bir daha koklayamayacaktı kocasının getirdiği çiçekleri... Sadığın içi parçalandı... İçerisine içerisine aktı göyaşları, kahroldu en derinlerde... Zamanla alıştılar duruma, Sadık çiçek toplamaz oldu... Karısını üzmemek için...

Sonra bir gün ağlarken buldu karısını Sadık. Ellerini gözlerine bastırıyor, haykırıyordu... Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu Sadık. Ağlıyordu Sevgi, her yer yanıyor Sadık, yalvarırım kurtar beni... Bir süre geçmesini beklediler... Ama geçmiyordu. Gözlerini açamaz olmuştu artık güzeller güzeli karısı.

Doktora gittiler... Yapılacak bir şey yoktu... Yine aynı yönteme kalmıştı işleri... Beynin görme merkezini harap etmek... Sonunda Sevgi mutluydu... Gördükleri öyle çok yıkmış, parçalamıştı ki onu... Görememek çok daha güzeldi onun için... En azından hayatına devam edebiliyordu bu şekilde... Gerçi evlerinde ufak tefek modifikasyonlar yapmak zorunda kalmışlardı. Eşikleri kaldırmışlar, kırılacak şeyleri yüksek yerlere koymuşlardı. Plastik tabaklar, bardaklar, kenarları oval masalar... Her şey Sevgi'nin daha az zarar görmesi, daha kolay yaşayabilmesi içindi. Körler için olan rehabilitasyon merkezine yazılmıştı Sevgi. Orada yeni arkadaşlar edinmiş, kendi gibi aynı hastalığa yakalananlar olduğunu gördükçe daha da kabullenmişti durumu...

Sevgi ne yaşamıştı. Neden bu kadar acı çekmiş, Kayıplarına nasıl böyle çabucak ve istekle adapte olmuştu, anlayamıyordu Sadık. Onun için çok daha zordu her şey. Kıyamıyordu hiç karısına, parça parça eksilişine katlanamıyordu. İnanmak, kabullenmek istemiyodu başlarına gelenleri. Bazen devam edemeyecek gibi hissediyordu... Her şeyi, herkesi ve hatta karısını bile bırakıp gitmek istiyordu da, yapamıyordu... İhtiyacı vardı Sevgi'nin ona. Yardımına, yoldaşlığına, fedakarlığına, sevgisine ihtiyacı vardı. Söz vermişlerdi, iyi günde kötü günde....

''Tamam'' dedi doktora, ne gerekiyorsa yapalım... Uzattıkları onam kağıdını imzaladı. ''Ne zaman olur ameliyat?'' ''Sevgi hanımın durumu çok ağır Sadık Bey, bu nedenle öncelikli hastamız. Bu gün içerisinde ameliyeta almaya çalışıcağız. Biz gerekli hazırlıkları yaparız, siz eve gidip biraz dinlenin. Numaranızı danışmaya bırakın, ihtiyaç halinde sizi ararlar...'' ''Sorun değil, buralarda olurum ben,'' ''Pekala, nasıl isterseniz. Geçmiş olsun tekrar'' '' Sağolun.''

Geçmiş olsun demekle geçmiyordu işte, keşke geçseydi. ama geçmiyordu. Geçti demekle de geçmiyordu zaten. Teselli cümlelerinden bıkmıştı Sadık... Karşıdakinin içini rahatlatıyordu belki ama Sadık boğuldukça boğuluyor, daraldıkça daralıyordu...

Bahçeye indi ağırdan, kalabalıktan uzak bir köşeye bir ağacın altına sindi. Bir sigara yaktı. Derdini içine çekti, dumanına sardı derdini, üfledi, Alın sizin olsun dercesine, dünyaya lanet edercesine...
Düşünmeye başladı derin derin.. Neden böyle olmuştu? İki sene önceye sardı filmi... Sevgi'nin ilk kez hastalandığı saatlere... Her anı, her dakikayı tekrar tekrar hatırladı... Sevgi'nin gözlerini hatırladı, ne manalı bakardı... Aşk dolu, sevgi dolu, hayat dolu... Şimdi boş boş bakıyordu oysa, orda olup olmadığını bile anlayamıyordu çoğu zaman, ses çıkarmasan tanımıyordu seni... İç çekti, duman çekti, yandı gözleri... Öksürmeye başladı... 

Sonra dün geceye savurdu anıları onu... Karısının çırpınışlarını, çığlıklarını hatırladı...Şimdiye kadarkilerin en kötüsü buydu belki de. En çaresiz hissettiği, en bir şey yapamadığı dakikalar... Zaman geçmez olmuştu dünden beri... Saatlere küfretti Sadık, doktorlara küfretti, biten sigarasına, kaderine küfretti... 

Televizyona takıldı gözü... Sesini duyamıyordu Sadık, ama altyazıdan anladığı kadarıyla çok ölü vardı yine, çok savaş vardı, çok kan vardı... Dünya dardı insanlığa... Dünya karaydı...

Gözlerini kaçırdı Sadık, uzun zaman olmuştu haberleri seyretmeyeli... Gerek yoktu da zaten, hep acı, hep savaş, hep moral bozukluğu... Kendi derdi kendine yetiyordu, bir de başkalarına üzülemeyecekti...

Yeni bir sigara için paketine yeltendiğinde, köşede kusan çocuğu farketti, ötede bir adam kafayı yemiş gibi bir o yana bir bu yana koşturuyor, elleriyle başını ovalıyordu. Sonra çocuğa müdahale etmek için gelen hemşireyi gördü, yerde kıvranıyor çırpınıyordu, nöbet geçirir gibi bir hali vardı. Neydi birden bire olanların sebebi? Kusan çocuk, çıldıran adam, acı çeken hemşire... Neydi bunların ortak özellikleri? Başını kaldırdı, televizyona baktı... Haberler devam ediyordu, yavaştan kokuyu hissetmeye başladı Sadık. Kan kokuyordu... Kafasını çevirdi ekrandan, hafifledi biraz koku... Tekrar baktı bu sefer çığlıklar duymaya başladı, etrafına bakındı... Az önceki hastalara müdahale edilmiş, herkes kendi işine dönmüştü... Sesler kafasının içinde olmalıydı. İçeriye girip Televizyonu kapattı. Kimse oralı olmadı. 

Sessizliğe gömüldü Sadık... Aklında bir yığın soru vardı hala, ama bir şeyler yerine oturuyor gibiydi. Bir koşu gidip doktoru buldu...

''Sizinle konuşmam lazım. Hastalığın sebebini buldum galiba...'' Doktor biraz ilgiyle, biraz alayla dinledi Sadık'ı.

''Sorun haberler, haberlerde olan olaylar yüzünden... İnsanlar kan kokusu duyuyor çünkü kan ve ceset kokuyor her yer, çığlıklar duyuyorlar, işkence ve zulme uğruyor bedenler, ateş görüyorlar, yanan şehirlerin ateşi,, Acı çekiyorlar çünkü yeryüzü acı dolu. Televizyonu, inerneti kapatmalıyız. Haberlere engel olmalıyız. Göreceksiniz düzelecek her şey.'' Bir seferde haykırmıştı diyeceklerini... Saçmaladığını düşündü bir süre, ''Ah, aptal kafam. Böyle teorimi olur? Olsa da bir bilim adamına söylenir mi böyle saçma şeyler?'' Kendini bir bilim kurgu filminde gibi hissediyordu Sadık. Mahçup mahçup doktora baktı. Doktorun yüzünde alaycılıktan eser yoktu. ''Sizi anlıyorum Sadık bey, ama sorun haberler değil, haberlerde anlatılan gerçekler... Televizyonu ya da interneti kapatmak hiç bir şeye çözüm değil malesef,,, İnsanları, insanların hırslarını değiştirmeliyiz. Peki bunu yapabilir miyiz?''

Sadık şimdi daha iyi anlıyordu. Dünya herkes için aynı boktanlıktaydı. Bazıları kulaklarını ve gözlerini kapatarak geçtiğini sanıyordu acıların... Ama bir yerlerde birileri, duyduğumuz çığlıkların, kanın, alevlerde yanan bedenlerin gerçek sahibiydi. Televizyonu kapatınca kapanmıyordu acılar... Barış ilan edilmiyordu birden, ölümler durmuyordu. Biz görmezlikten, duymazlıktan geliyoruz diye bitmiyordu kavgalar... Peki ne yapmalıydı? İnsanları, dünyayı, geçmişi, geleceği değiştirebilir miydi Sadık? Nefreti yok edebilir miydi?

İç çekti, Ameliyathaneye doğru  giden karısına baktı... Bir sigara yaktı... Tüm nefretleri içine çekti, Tüm kinleri kendinde topladı, Elleri titredi, bakışları titredi, sarsılmaya başladı,yandı bedeni, alev aldı, her yer ne kadar da sıcaktı... Sigara düştü elinden yavaşça, gözleri karardı ve yığıldı bir ağacın altına... Ve son buldu çaresiz bir adamın hayatı, çaresiz çocuklar, çaresiz kadınlar ve çaresiz adamlara imrenerek...

Ötede sesi yükseldi televizyonun. Tüm kafalar çevrildi hipnotize olmuş gibi... Ekranda haber yoktu, ölüm yoktu, gerçek yoktu.. Ekranda Selin hanımın, hangi juriyi seçeceği tartışılıyordu... 

yorgun ve çaresiz bir küçük,

MADD

içimi parçalayan bu şarkıyı paylaşmak istedim sizinle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder