Bu Blogda Ara

9 Nisan 2017 Pazar

BAHRİ

Otobüs durağına selam çakıyorum uzaktan
Boş küllüğe söndürüyorum dertlerimi
Sağım karanlık,  solum bitkinlik
Önüm arkam kahır...
Gözlerim dolu dolu
Bir nidaya kesiliyor kulaklarım
Uzaklardan türkü çığırıyor yanık sesli adam
Elimde bavul,
Kabarmış gözaltı torbalarım
Sıhhatim bombok
Nefesim kesik
Takaatim yok

Saate bakıyorum
Durmuş...
Küfür savuyorum bahtıma
Yola koyuluyorum
Elimde cigara,
Dudağımda narkoz
Ciğerlerimde tümör
Midem bulanık,  beynim uyuşuk
Kaderimden çıkarıyorum hıncımı
Tanrı'ya sövüyorum

Anamın kuytu karnını hatırlıyorum gider ayak
Feride'nin zümrüt gözlerini
Dokuzuncu caddedeki evimizi
Papağınımız sabri'yi
Yeni yetişen leylaklarımızı
Anıları ayıklıklıyorum zihnimden
Siktir ediyorum
Vedalarımı kibrime gömüyorum adamlık sanarak
Korkumdan değil ulan! İnsanlığımdan
Acığımdan size
Bir pazar gecesi, yalın ayak
Sessizce,
Fakat başım dik
Elimde cigaram
Aklımda kadınım
Müsadenizle ben ufaktan
Ölüyorum...

Begüm

7 Nisan 2017 Cuma

KELEBEK

Sen hiç bir kelebeği öptün mü çocuk?
Öpemezsin...
Çünkü kırılır kelebek, can verir dudaklarında
Bazı şeyleri sevmek zordur böyle
Mesela bir gülü tutamazsın avucunda,
Denize sarılamazsın
Güneşi koklayamazsın
Elinden tutamazsın bir kuşun
Bir ağacı yatıramazsın yatağına

Bazı şeyler uzaktan sevilir çocuk
Masal olur. dolanır dilden dile
Aşk denir adına,  meşke boyun eğmez
Kul, köle edinmez kendine
Uzaklar yakın olur bazı sevgilerde
Eyvallah
Ama bazı sevgililer sevdikçe,  sevdikçe
Uzak olur yüreğine

Bir çınar mesela,  kim bilir kaç kişiye sevdalanmıştır ömrü boyunca
Ya da bir lale kaç adamı kul etmiştir kendine
Kaç şiir okunmuş,  kaç şarkı söylenmiştir sevda adına...
Uzaktan uzağa kaç ah çekmiştir, gönüller

Sen hiç bir kelebeği öptün mü çocuk?
Öpme,  kırılır kelebek...
Sen hep uzaktan sev kelebeği
Tanrı'ya şükrederek...

Begüm

5 Nisan 2017 Çarşamba

USTA

Yorulduk be usta,
Her gün mış gibi yapmaklardan
Adam olamamaktan yorulduk

Tevazu denen bir illete tutulduk riyakarca
Ve şatafatımızı serdik düşlerimize
Ekmek değil, su hiç değil
Hazdı bizi doyuran
Yanıldık usta...

Her şeyi ve dahi sıhhati de
Parayla satın alabileceğimizi zannettik.
Paha biçtik sanat eserlerine
Kirli yüzlü bir çocuğun geleceğini
Üç beş kuruşa feda ettik
Ayıp ettik be usta
Halt ettik

Zamanla yarıştırdık teknolojimizi
Sarf ettik, israf ettik
Konforumuzdan değil ama
İnsanlığımızdan vazgeçtik

Aman be usta benimki de laf işte
Üç beş övgüye,
Birkaç tebriğe
Hiç de sahici olmayacak şekilde
Karalanmış hadsiz ,içi boş, birkaç cümle...

Begüm

3 Nisan 2017 Pazartesi

KIRMIZI ÇİZGİ

Bir metro istasyonunda
Kuytu bir karanlıkta
Sessizliği soluyor sapiensler
Ben de onlardan biri
Tek ayarı
Biraz uçarı kaçarı

Seyirlikteyim
Bekliyorum
Gözlüyorum
Ve adım atıyorum kuralsızlığa

Bir anons işittim az önce
Ne dediğini bilmeyen bir adam homurdandı
Sarı kurt uludu
Yeşilli kadın eteğini çekiştirdi
Üniformalı görevli dik dik süzdü beni

Çizgiye basmışım
Kahretsin
Bunu nasıl yaparmışım?
Kaldırdım ayağımı çizgiden
Eğildim,  katladım...
Boynuma astım
Artık ben nereye o oraya
Kuralsızlığı size bıraktım.

Biraz sonra bir teyze
Ton ton dediklerinden
Elinde bir altın
Kırmızı çizgime asıldı.
Ve sonra diğerleri
Ve diğerleri
Tanımadığım bir adam gülümseyerek kravatını düzeltmemi istedi
Eteklerimden çekiştirdi bir velet

Ehhhh,  yeter...
Çıkardım attım,  kırmızı çizgileri
Pabucuma bağcık yaptım
Aklım nereye,  pabucum oraya vesselam
Yolun açık olsun kırmızı olan

İlk adımda tepe Taklak bir dünya
Bir ölümlü gibi
Bir ölümlünün sakarlığında
Bir ölünün beyazlığında

Bağcıkları topladım
Çamaşır ipi yaptım
Üstüne dertler astım
Üstüne kahır astım
Tek tek yıkamıştım ayıp düşlerimi
Koklaya koklaya onları astım

Dayanamazmış meğer
Bunca ağırlığa kırmızı çizgilerr

Ehhhh yeter
Yok olsun hepsi
Kırmızı mı?
O da ne?
Kimin nesi?
Kimlerdendi?

Yoksa demek artık
Kırmızı
Immmm neydi adı?
Hah,  kırmızı çizgiler yoksa artık
Oh be özgürüm kızım
Özgürüm,  dibine kadar hem de
Ölene kadar vesselam
Özgürüm işte...

Begüm...

2 Nisan 2017 Pazar

YAŞAMAK

Yaşamak
Sere serpe uzanırcasına gökyüzüne
Hafif ve umut dolu, 
Soluk alırcasına bir ağacın hükümranlığında
Hovarda dertleri sırtına yüklenircesine yaşamak

Maviyi görebilmek ve deniz diyebilmek adına
Yaşamak turkuazın derin soğukluğunda
Sısturulan çığlıklara rağmen yaşamak

Prangalara selam çekmek ağırdan
Sokak köpekleriyle helalleşmek
Ve düşmek yollara
Yaşamak adına

Bir duvara sırnaşmak kedi misali
Kaplan kesilmek aynasızlara
Ve dimdik durmak
Korkularını cebine katarak yürümek
Yalnızlığınla
Ve ıslığınla
Islaklığınla yaşamak

Hayretler içinde seyretmek doğan güneşi
Sonra bi vah çekmek geçiciliğine
Sen de güneş kardeş,  sen de be
Bir gün sen de öleceksin işte

Ölüme kol kanat germek,  yaşamak adına
Öylesine bir yaşamak değil bu, 
Kelle koltukta,  aklı toprakta ve gözü nimette bir yaşamak

Her nefesi sonmuşçasına göndermek ciğerlerine 
Ve bir çöp bidonunun kenarına bırakmak serseriliğini
Kuytu bir köşe bulmak o gece yaşlanabilmek için
Yaşlanacağını bile bile yaşamak

Uykusuz kalmak,  aç kalmak ve doyasıya okşamak bir kediyi
Aşklardan ve korkulardan arınmış bir yüreğe kapı aralamak
Yaşamak yüzsüce, çırıl çıplak ve edepsiz... 
Saatlerce yaşamak, bir gitarın tellerinde

Bir gece yarısı aydınlık bir vitrinde seyretmek güzel kadınları 
İnce belli,  kırılgan
Ve bir ah çekmek anacığına
Ekmek yoğuran,  bebe doğuran
Ananın hatrına yaşamak işte ulan
Bir adam olabilmek için yaşamak

Bir gevrek kemirmek dünden kalan, 
Biraz sertçe ama hala susamlı
Şükür çekmek Tanrı'ya 
Bu gün de be adam,  bu günde rızıklandın
Hadi gene iyisin
Yaşadın... 

Yaşamakkk
Utanmadan 
İrkilmeden 
Dert edinmeden hayasızlıkları
Nerde sabah,  orda gece
Karnını doyurduğun sürece
Yaşamak ulan
Adam gibi, dimdik YAŞAMAK... 

Begüm