Bu Blogda Ara

29 Ekim 2017 Pazar

SEN KİMSİN?






_Nerdesin?
_Bir odada..
_Bana odayı tarif edebilir misin?
_Bembeyaz duvarları var. Aslında her yer bembeyaz... Biraz küçük bir yer... Küf kokuyor... Yerler bayaz karolarla kaplı... Soğuk... Çok soğuk... Ürkütücü denilebilir... Bir hayali andırıyor...
_Odada yalnız mısın?
_Hayır... Bir adam var... İyi giyimli... Bakımlı... Zengin görünüyor... Yüzünde sinsi bir gülüş, gözlerinde nefret var... Dik başlı, kibirli, öfkeli... Her zaman öfkeli... Ve çok güçlü... Elinde bir kemer var... Tokasız kısmı eline dolamış... Tokalı kısmı sebest... Adam fazla kendinden emin ve fazla öfkeli... Bu beni korkutuyor...
_Sence ne yapacak o kemerle?
_Bilemiyorum... Sanırım kadını dövecek...
_Oda da ikinizden başka birlileri mi var?
_Evet, bir kadın ve bir de küçük kız çocuğu...
_Bana onları tarif edebilir misin? Nasıl görünüyorlar?
_Kadın zayıf... Yerde... Saçları darmadağın... Gözlerinde yaşlar var... Ağlıyor... Sanırım kadın hep ağlıyor... Vücudunda morluklar var, vücudunda yara izleri var... Acı çekiyor ve fazla güçsüz... Başını elleri arasına almış. Dizleri üzerine gömülmüş... Ayakları soğuk... Üstü başı kir içinde... Fazla çaresiz ve bu beni öfkelendiriyor...
_Neden öfkelendiriyor?
_Bu kadar zayıf olmak zorunda değil çünkü, o adama boyun eğmek zorunda değil... Ayağa kalkıp mücadele etmeli...
_Sence bunu yapabilir mi?
_Bilmiyorum... Sanırım yapamaz...
_Neden?
_Çünkü korkuyor... 
_Adamdan mı?
_Hayır, çocuktan... Çocuğun onu bırakıp gitmesinden korkuyor. Onu kaybetmekten korkuyor... Çocuğu çok seviyor, yaşamak için ona tutunuyor...
_Peki çocuk? Bana biraz ondan bahset...
_ 3,4 yaşlarında bir kız çocuğu... Elinde kahverengi tek gözlü bir oyuncak ayı var. Beyaz bir elbise giymiş, etekleri dantelli, Gülümsüyor... Ama buruk bir gülümseme bu...
_Sence çocuk ne hissediyor?
_Tüm bu olup bitene anlam vermeye çaşıyor... 
_Yani?
_Biraz korkuyor sanırım...
_Neden korkuyor sence?
_Kaybetmekten... Adamı kaybetmekten... Ona hayran, çekip gitmesini istemiyor... Onu seviyor da aynı zamanda... Onunla iyi vakit geçiriyor... Adam da çocuğu seviyor... Onun neşe kaynağı... Arada sırada onu kucaklıyor...
_Peki çocuk kadına karşı ne hissediyor?
_Onun üzülmesini istemiyor, ağlamasını da istemiyor... Ona acıyor sanırım... 
_Peki kadın çocuğa karşı ne hissediyor?
_Umut... Onda geleceği görüyor... Vaddedilen geleceği...
_Vaddedilen gelecek ne Mine? Bu konuda bir fikrin var mı?
_Bilmiyorum... Sanırım kadın da bilmiyor... Ama yine de umuyor... Anlamsız bir şekilde...
_Devam et Mine... Neler oluyor o odada?
_Adam yavaş yavaş kadına yaklaşıyor... Ayak seslerini duyuyorum... Tak..Tak...Tak... Elindeki kemerin tokası yere sürtünüyor... szszszsszsz... Oda da çıt yok... Kadın sustu... Birazdan başına gelecekleri biliyor gibi... Gözlerini yumuyor ve dişlerini sıkıyor... Çocuk arkasına dönüyor... Olacaklara tanık olmak istemiyor... Elleriyle kulaklarını tıkıyor... Adamın ayak sesleri yavaşlıyor... Tak.... Tak... Tak... Duruyor adam... Kadını kollarından tutup ayağa kaldırıyor... Kadın bir şey söyleyecek gibi... Eline ağzına götürüp, susturuyor kadını... Şşşşşşşş... Kadın arkasını dönüyor... Şaaaaaakkk... Çığlık atıyor kadın... Şaaaaaaaaakkk... Bu sefer daha güçlü... Şaaaaakkkk... Her itirazda daha fazla şaklıyor kemer... Çocuk ağlıyor... Kadın bağırıyor... Kemer şaklıyor... Çocuk ağlıyor... Kadın bağırıyor... Adam gülüyor.... Kemer, kemer.... 

Çığlık atarak açtı gözlerini Mine... Nefes nefeseydi... Doktor emin adımlarla yanına geldi... 
_Şşşşşşş... Tamam geçti, sakin ol... Güvendesin... Bak burası muayene odası... Burada sana zarar verebilecek kimse yok... Şimdi sakin olmaya çalış... Derin derin nefes al... İşte böyle... Aferim sana... Bir.... İki... Üç... Nefes al, ver... Evet Mine güvendesin... Tamam mı? Burda her şey yolunda... Gel bakalım... Otur şöyle... Aferim sana... Bir bardak su iç, iyi gelecektir...

Yavaşça yerleşti koltuğa mine... Doktorun uzattığı suyu aldı titreyen elleriyle... Bir kaç yudum içip yandaki sehpaya bıraktı... Bu esnada masanın diğer tarafındaki yerini almıştı doktor...

_Şimdi daha iyi misin?
Kafasını salladı Mine..
_Devam edelim mi yoksa seyansı burda bitirmek mi istersin?
Derin bir nefes aldı Mine
_Devam edelim...
_Peki... Şimdi senden tekrar gözlerini kapatmanı istiyorum... Yeniden başlıyoruz... Evet Mine... Şimdi nerdesin?
_Odadayım...
_Aynı odada mı?
_Hayır...
_Tarif et öyleyse...
_Fazla karanlık... Hiçbir şey göremiyorum...
_Gözlerine ihtiyacın yok Mine... Bana odayı tarif et...
_Duman var... Odada duman var. Kokusunu alabiliyorum...
_Başka? 
_Yerler ıslak ve yapışkan...
_Neden peki?
_Sanırım kan... Duman ve kan ve pislik... Kokusunu alabiliyorum..
_Kokusunu aldığın kan kime ait?
_İnsanlara...
_Hangi insanlara..
_İnsanlara işte... Bütün insanlara...
_O insanları tanıyor musun?
_Bir kısmını tanıyorum...
_Nerede olduklarını biliyor musun?
_Evet...
_Neredeler peki...
_Öldüler...
_Odadaki kan ölü insanlara mı ait yani?
_Bence evet...
_Sence onları kim öldürdü Mine?
_Adam...
_Hangi adam?
_Beyaz odadaki...
_Kim o adam?
_Bilmiyorum... Kötü biri... Zarar veriyor, insanlara... Kadına da zarar veriyor...
_Ne gibi zararlar?
_Şiddet, taciz, kavga, ölüm, Kötü olan her şey...
_ Sence dünyadaki tüm kötülüklerin sorumlusu bu adam mı?
_Hayır... Başka adamlar da var...
_Peki onlar nerdeler?
_Bilmiyorum...
_Peki... Odadan devam edelim... Odada yalnız mısın?
_Hayır...
_Kim var odada?
_Hiç kimse...
_Ama az önce odada yalnız olmadığını söylemiştin...
_Çünkü ben odada değilim...
_Nerdesin Mine
_Dışardayım... Odanın dışında...
_Peki oda nerede?
_İçimde... Benim içimde... Pencereden bakıyorum...
_Yanında başka birileri var mı?
_Evet...
_Kim onlar?
_Kadın ve çocuk...
_Beyaz odadaki kadın ve çocuk mu?
_Evet
_Neden oradalar?
_Seyrediyorlar...
_Neyi?
_Siyah odayı...
_Az önce orada hiçbir şeyin görünmediğini söylemiştin yanılmıyorsam
_Gözlere ihtiyacımız yok ki
_Siyah odada neye bakıyorsunuz?
_Boşluğa... Hiçliğe...
_Nasıl bir şey bu boşluk, tarif edebilir misin?
_Yorucu...
_Siyah odanın içinde olduğunu söylemiştin değil mi Mine
_Evet... Kaburgalarının arasında...
_Kaburgalarının arasında bir boşluk var öyleyse, ve bu boşluk seni fazlaca yoruyor...

Onaylarcasına başını salladı Mine, gözleri doldu, burnunu çekti...

_Kadın ve çocuk ne yapıyor o boşlukla...
_Mücadele etmeye çalışıyorlar..
_Sence başarabiliyorlar mı?
_Hayır..
_Neden?
_Çünkü tutuklular...
_Ne demek bu...
_Adam özgür olmalarına izin vermiyor... Onları hapsetmiş... 
_Nereye?
_Beyaz odaya...
_Ama adam da beyaz odada... Öyleyse kendini de mi hapsetmiş...
_Sanırım evet...
_Sence neden böyle bir şey yapmış?
_Çünkü onlara ihtiyacı var... Onları bırakmak istemiyor... Giderlerse mutlu olamayacak...
_Ama adam da gidemiyor hiç bir yere... Yani o da özgür değil... Onun gardiyanı kim Mine?
_Kendisi...
_Bir insan niye kendisini hapseder... 
_Benim için...
_Ne demek senin için?
_Benden vazgeçemiyor...
_Sen kimsin Mine?
_Bilmiyorum...
_Sen kimsin Mine?
_Bilmiyorum...
_Sen kimsin dedim
_...

Doktor sesini yükseltti... Otoritenin kim olduğunu belirtircesine vurgulayarak söyledi...
_Mine... Gözlerini aç ve bana söyle? Sen kimsin?

Mine yavaşça gözlerini açtı... Başını kaldırdı... Doktora baktı... Omuzlarının dik duruşuna... Gözlerindeki kararlılığa... Ellerini masanın üzerine koyuşundaki nezakete... Burnunun üzerindeki çerçeveli gözlüğe ve çatılmış kaşlarına baktı... Gözlerini kıstı... Sinsi bir gülüş kondurdu dudaklarına... Koltuğunda doğruldu, bacak bacak üstüne attı...
_Peki sen kimsin doktor?

Doktor sarsıldı, geri çekildi, elleri titremeye, ağzı kurmaya başladı, yutkundu...

Minenin gülümsemesi kahkahaya dönüştü... Yavaşça ayağa kalktı ve eteğini düzeltti... Öne gelen saçlarını kulağının arkasına attı. Boynuna dokundu ve emin adımlarla yürüyüp doktorun masasına yaslandı... Eğilip gözlerine odaklandı... Doktorun göz bebeklerinde kendisi vardı şimdi... Korkmuş ve sarsılmış göz bebeklerinde... Nefesleri birbirine değiyordu... Gözleri birbirine bakıyordu... Mine alaycı bir şekilde tekrarladı soruyu... Peki sen kimsin doktor? 

Doktor dona kalmıştı... Az öncek siyah odada kaybolmuşru sanki... Yorucu bir boşluk gibi hissediyordu kendini... Susabiliyordu, kendisine manalı manalı bakan bu kadına karşı susabiliyordu sadece...

Mine doğruldu ve odanın köşesine doğru ilerlemeye başladı... Aynanın karşısında kendisine baktı... Saçlarını havalandırdı... Dişlerinin arasını kontrol etti ve cebindeki ruju sürdü dudaklarına... Sonra aynayı elleri arasına sıkıştırdı ve kendisini öptü dudaklarından... Kendisine gülümsedi ve aynayla birlikte doktora doğru ilerledi...

Doktor hala şaşkındı... Kendisine doğru çevrilen aynaya baktı... Topuz yapılmış saçlarına... Çerçeveli gözlüğüne... Buğulu gözlerine ve kurumuş dudaklarına baktı... Ve kendi kendisine sordu... Kimim ben? Başını kaldırıp Mineye baktı yalvarırcasına... Cevap bekliyordu... Mine gülümseyerek cevap verdi...

_Aynaya bak...

Doktor aynaya baktı...

_Ne görüyorsun?

Doktor gözlerini yumdu... Ağlamak istiyordu, öfkeliydi ve yorgundu...

Mine tekrar sordu:
_Cevap ver doktor... Aynada ne görüyorsun?
_Bir kadın
_Başka?
_Bir adam
_Başka?
_Ve bir de çocuk
_Napıyorlar
_Ellerini uzatmışlar
_Neden?
_Seçim yapmamı istiyorlar
_Neyi seçmeni istiyorlar senden?
_Kimliğimi, benliğimi, kendimi...
_Seç öyleyse... Sen hangisisin?
_Hiçbiri
_Söyle doktor, sen hangisisin?
_Hiçbiri
_Aynaya bak ve yüksek sesle söyle... Sen hangisisin?
_Hepsi
_İşte böyle doktor...

Doktor ağlamaya başladı... Kadın elinden tuttu, çocuk sarıldı ve adam alkışladı... Mine iç çekti...

_Doktor, kaldır başını... Aynaya bak... Aynada kimi görüyorsun?
_Seni
_Ben kimim doktor?
_Sen, bensin...
_Peki sen kimsin doktor?
_Bir yönetmen...
_Kadın, adam ve çocuk kim?
_Oyuncular...
_Nasıl yani?
_Ruhumdaki oyuncular... Yönetmeye çalıştığım oyuncular... 
_Onları yönetmeyi başarabiliyor musun peki?
_Bazen evet, bazen hayır...
_Peki öyleyse sen kimsin doktor?
_Ben hiçbiriyim, ama aynı zamanda hepsiyim... Hepsi benden bir parça... Hepsini yönetmeye çalışıyorum ve hepsini oynuyorum... Ben kadınım, adamım ve çocuğum... Ben Mineyim...

Gülümsedi Mine... Gözlüklerini çıkardı, topuzunu çözdü, saçlarını savurdu... Cepindeki ruju çıkardı, dudaklarını boyadı... "aferim sana" dedi... Ağlamaya başladı Mine... Gözyaşlarını okşadı... Bir öpücük kondurdu dudağına... Aynaya baktı ve gülümsemeye çalıştı... "geçicek" dedi... Sen güçlü bir kadınsın... Geçicek...

Tam o sırada kapı çaldı... Mine elindeki aynayı yere bırakarak seslendi
_Girin
_Doktor Hanım vaktiniz varsa biraz konuşabilir miyiz?
_Tabii ki Mehmet Bey, şöyle buyrun, ne içersiniz?
_Sade bir kahve iyi olur, teşekkürler...
Gülümseyerek telefona uzandı Mine, telefonunun yansımasında onları gördü... Tüm benliklerine selam verdi içinden, hepsini bir bir kabullendi... Hepsini seviyordu... Hiçbirinden vazgeçemiyordu... Her şey yoluna girecekti nasılsa... Telefonu açtı... Akisler kayboldu... Sekreteri arayıp iki kahve söyledi... Gülümseyerek Mehmet Bey'e döndü...
_Eveeeeett, sorun nedir?
_Valla sorun pek çok doktor hanım... Bilmem hangisinden başlasam...

Kadın, adam ve çocuk gülmeye başladılar... Mine sus işareti yaptı. Şşşşşş.... Doktor Hanım sakince konuştu...
_Buyrun Mehmet Bey sizi dinliyorum.... İstediğiniz sorundan başlayabilirsiniz...


BEGÜM...

1 Ekim 2017 Pazar

BAVUL

Hayallerimi de hayal kırıklıklarımı da aynı bavula tıkıştırıp yola çıkıyorum bu gece... Akıbetim belirsiz... Nefretlerin ve sevgilerin kesiştiği o noktada aynı kişiye duyulan o anlamsız kargaşa dolu hissiyatları sonsuza dek yok etmek derdindeyim... Fakat hayallerim hala fazla kırılgan... Mümkün kelimesine hasret, keşke kelimesine ise hiddet doluyum şu sıra... Geçmişimi söküp atmak istiyorum zihnimden... Kalbime saplanan bu sancıdan ve ufak tefek azularımdan, yalnızlığımdan,  hırçınlıklarımdan ve tek tük ağaran saçlarımdan usandım...

Üç aşağı beş yukarı aynı günleri yaşayıp durduğum şu dünya düzeninden de beni ben olduğum için sevmeyen insanlardan da fazlasıyla uzağım... Pekala beklentilerden ve adına ahlak denen şu çıkar ilişkisi zımbırtıdan da kaçabilirim artık...

İçim üşüyor, ruhum kapana kısılmış, kalbimi söküp atmak,  nefesimi düzene sokmak, sıcak bir çorba içip ısınmak iyi olabirdi şu anda... Ama artık bunları yapamayacak kadar ölüyüm... Artık ben olamayacak kadar sahteyim ve dönüp duran şu dünyayı sırtlanamayacak kadar güçten düştüm...

Teslimiyetim hatıra denen o boşluğa,  teslimiyetim anlamlandıramadığım şu neşeye ve aniden gelen şu aptal ızdıraba,  ve teslimiyetim çocukluğumu parça parça eden insanlara...

Deniz fazlasıyla serin... Yağmur naif ve ben hafifim... Ardımda ise bir bavul... Size bırakıyorum... Gözlerime binen bu yüke, bunca çağrılışıma, sözümü dinlemeyen şu aptal çekincelere dayanamaz oldum artık...

Tükenmek denen o sahipsiz hissiyata açtım kapılarımı... Yüzsüzce zihnime kuruluşunu ve beni yiyip bitirişini seyrettim derinliklerimden... Vazgeçtim... Bedenimden... Kalbimden... Beni ben yapan meziyetlerimden... Vazgeçtim kendimden... Vazgeçtim nefesimden....

Begüm